|
HALK
OYUNLARI VE TÜRKÜLERİ
Halk oyunlarının
her ritmi, her figürü ayrı bir anlam ve özellik taşır. Anadolu insanının
düşünce, duygu ve heyecanını yansıtır.
Halk oyunları Anadolu'da çok çeşitlilik gösterir. Bunun nedeni topraklarımız
üzerinde yaşamış eski uygarlıklar, tarihsel gelişim içerisindeki sosyal
olaylar, etnolojik etkenler ve yedi iklimi sınırları içinde barındıran
coğrafi yerleşim durumudur.
Ankara kenti, coğrafi konumu bakımından Anadolu'nun doğusu ile batısı
arasında bir geçiş bölgesidir. Bu özelliği nedeniyle Ankara, çevre illerin
halk oyunlarının özelliklerinin etkisinde kalmış olabilir. Ancak oyunların
hem oynanış biçimi, hem de figür bakımından belirgin benzerliklerin olmadığı
görülür. Ama ilçe ve köylerin daha çok çevre illerin etkisinde kaldığı
bir gerçektir. Örneğin; Ayaş, Beypazarı, Nallıhan dolaylarında oyunlar
kaval eşliğinde ve kaşıkla, karşılıklı, iki düz sıra biçiminde oynanır.
Bala, Çubuk, Haymana, Kızılcahamam ve Şereflikoçhisar ve çevresinde Ağırlama,
Yelleme, Helleme, Yeldirme, Hoplatma gibi bölümleri olan ve halay denilen
oyunların oynandığı görülür. Bu bakımdan Ankara il merkezi halk oyunları,
ilçe ve köylerin oyunlarına benzemez.
Ankara halk oyunları iki bölümde incelenir: Zeybekler, düz oyunlar.
ZEYBEKLER
Anlara halk
oyunları içinde zeybek türü önemli yer tutar. Zeybek oyunları daire biçiminde
ve eller tutulmadan, en az iki kişi ile oynanır. Yerin durumuna göre çok
kişi ile de oynanabilir. Ancak üç ve daha çok kişi ile oynanan oyunlarda
saç ayağı olması gözetilir.
Oyun oynanırken ellerde hiçbir araç bulunmaz. Yalnız Seymen Zeybeği'nde
ellerde kılıç bulunur.
Ankara
Zeybeği
Oyunların en gösterişli olanı Ankara Zeybeğidir. Figürleri yiğitlik ve
mertlik anlatır. Ağır bir zeybek türüdür. En az iki kişi ile oynanır.
Üçlü saç ayağı biçiminde oynanan oyun görkemlidir.
Duruş, kasılış ve poz, bu oyunun görkemini ortaya koyar. Oyuna ayaklar
açık, sağ ayak kırık ver biraz önde başlanır. Sağ el silahlıkta durur.
Baş parmak bıçak kabzasının hemen yanına sokulur. Sol el ise bükülerek
arkaya bele götürülür. Oyun melodisi girince eller hafif bir gevşemeyle
çözülür. Dirsekler omuz hizasında oyuna girilir. Dizler hafifçe bükülür.
Beden önce sağa, sonra sola eğilir. Oyun boyunca yaylanır.
Mendil Zeybeği
Bu zeybek oyunu ağır ve akıcı figürleri ile Ankara Zeybeğine benzer. İki
kişi tarafından ve bağlama ile oynanır. Oyunun en güzel görünüşü çöküşte
her iki dizin yere vurulması ve sonra doğrulmasındandır.
Seymen Zeybeği
Davul ve zurna ile oynanır.
Kılıç ya da pala kuşanan efeler bunları savururken nara atarlar. Seymen
Zeybeği'nde en az üç davul zurna bulunur. En başta bulunan davul, zurnanın
önünde yaşlı zeybekler yer alır. Onların önünde yaşlı zeybekler yer alır.
Onların arkasında zeybekler bulunur.
Yağcıoğlu Zeybeği
Bu zeybek Yağcıoğlu Fehmi Efe'nin babası, Yağcıoğlu Ahmat Ağaya adanmıştır.
Zeybek, ritm, ayak oyunları ve hareketleri ile mertlik ifade eder.
KÖROĞLU
OYUNU
KARAŞAR
ZEYBEĞİ VE TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ
Karaşarlıların bir de zeybek oyunu var. Zeybek adını Karaşar bucağından
almış. Eskiden Karaşar'da ayınga kaçakçılığı yapılırmış. Bu işle uğraşan
beş kardeş varmış. Halk buları çok severmiş, sayarmış. Bu beş kardeş bir
baskın sonucu öldürülünce Karaşar, Köseler yasa boğulmuş. İşte bu beş
kardeş için söylenen ağıttan hareketli, kıvrak bir zeybek oyunu ortaya
çıkmış.
"Zeybek bir erkek oyunu. Çok kişi tarafından bilinen, oynanabilen
bir oyun değil. Ama türlü şekillerde anlatılan öyküsü var:
"Cumhuriyetten önce, Karaşar sınırları içindeki dağlık bölgelerde
efe, eşkıya, kaçakçı diye adlandırılan kişiler barınırmış. Bunlardan beş
kişilik bir grup bir kadına, kıza sarkıntılık etmeye başlayınca köylülerce
öldürülmüş. Adlarına türküler yakılmış, yazılanlar bestelenmiş, bunlar
eşliğinde zeybek oyunu oynanmaya başlanmış.
Öldürme olayı tahminen 1885 yılında olmuş.
Bunlar neden eşkıya ya da efe olmuş? Halkla ilişkileri nasılmış? Sonra
niçin ve nasıl öldürülmüşler? Bugün yaşamakta olan yaşlılar duyduklarını
anlatıyorlar, ama hepsi aynı şekilde anlatmıyor. Bize anlatılanlara göre
olayın oluş şöyle:
Zerde köylü Hüseyin ya da bir kardeşi, Hasan ya da Kazım, Sarıobası Köyü'ndeki
Müdür Ağa denilen birinin yanına hizmetçi durmuş. Emeğinin karşılığı hakkı
olan parayı alamadığından ayrılıp köyüne dönmüş. Parasını alamadığını
kardeşlerine anlatmış. Üçü, yanlarına Saray köyünden de iki arkadaşlarını,
Ali ile Mehmet, alarak Sarıobası Köyü'ne gitmişler. Akşam namazından sonra
cami çıkışında ağayı yakalamışlar. Müdür ağa çok miktarda altın verdiğinden
öldürülmemiş. Zaten asker kaçağı olan bu kişiler dönünce dağa çıkmışlar,
efe olmuşlar. Birilerine göre Hüseyin karısını öldürdüğünden dağa çıkılmış.
Bunlar eşkıyalıklarını başka bölgelerde yaparlar, Karaşar'lılara ve yakın
çevresindekilere genelde iyi davranırlarmış. Geldikçe köyde bir evde kalırlar,
o evin kadını da yemek yapmak, çamaşır yıkamak gibi hizmetlerini görürmüş.
Yahut aynı kadın aynı işleri efelerin dağda kaldıkları yerde yaparmış.
Bir süre sonra bu efelerden köy kadın ve kızlarına iyi gözle bakmayanlar
çıkar. Belki de birisi, Hasan, bir kız kaçırır. Böyle davranışları onur
meselesi yapan köylüler efeleri öldürmeye karar verirler. İşi 8-10 kişi
üstlenir. Bunlar değnekten atlayarak yemin ederler, öldürme olayını gerçekleştirirler.
Öldürme kararı alınışını şöyle anlatan da var: İstanbul'da Saray muhafızı
olan birine, Hasan Çavuş, durum bildirilir, o da izin alır gelir. Gelirken
filintasını da birlikte getirir. Bunu öğrenen efeler o değerli silahı
almak isterler. Verilmezse hanımının kaçırılacağı haberi iletilir. O askerin
örgütlenmesiyle öldürme olayı gerçekleşir.
Efelerden üçünün öldürülmesi yaylada olur, ikisi Eğriova'da biri Sarılan'da.
Öteki ikisi o sırada başka yerdedir, kurtulurlar, kaçak yaşarlar. Bir
yıl kadar sonra Saray köyüne geldikleri haberi alınır, izlenerek öldürülürler.
Öldürme olayında, onların hizmetlerini gören kadın Kaytanbıyık sülalesinden
birinin (İbrahim) yardımı sağlanır. Bir anlatana göre, efelerin başı olan
Hüseyin ile kardeşi Kazım Eğriova'da yiyeceklerine afyon karıştırılarak
bayıltılırlar ve öldürülür. Aynı gün öteki kardeşi Hasan da Sarıalan'da.
Başka birine göre ise bunlar yaylaya, göz koydukları kızın düğününe davet
edilirler ve orada öldürülürler.
Ali Esat Bozyiğit 1978'de Karaşar'a gitmiş. Ali Kaytanbıyık'tan dinlediklerini
yazmış. Onun yazdığı da şöyle:
"Geçen yüzyılda Karaşar ve çevresi Ayınga (tütün) kaçakçılığı ile
uğraşırdı. Bu iş, genellikle ünlü bir beyin, ağanın himayesi altında yapılırdı.
Bu ağalardan birinin yanında beş efe kardeş de hizmetkar olarak çalışırlar,
ağanın işlerini yürütürlermiş. Fakat ağa, Aydın taraflarından gelip buralarda
yerleşmiş olan bu beş kardeşin hizmetleri karşılığında hak kazandıkları
ücretlerini ödemezmiş. Bu duruma fazla dayanamayan beş kardeş, bir gün
ağayı camide sıkıştırıp üzerine saldırmışlar, paralarını zorla almışlar
ve dağa çıkarak kaçakçılığa, eşkıyalığa başlamışlar. Bu arada yanlarına
Kaytanbıyık adlı bir genci de almışlar.
Bu genci, evlendirmişler, çoluk çocuk sahibi yapmışlar. Bu beş kardeş
ve Kaytanbıyık zorbalıklarını giderek artırmışlar. Karaşar ve çevresindeki
köylerden, zenginlerden zorla para alırlar, kadınları, kızları dağa kaldırırlarmış.
Halk, bizar olmuş bunlardan. Gidip Bolu valisine şikayet etmişler. Sonunda
halk, Bolu valisinin adamları ile birlikte bunları pusuya düşürerek öldürmeye
karar vermiş. Kaytanbıyık'ı da bu işe ikna etmişler.
Kaytanbıyık bu beş kardeşi kandırıp Sarıalan Yaylası'na indirecek, onlara
orada ziyafet verecek, yedirecek, içirecek, derken gece yarısına doğru
Bolu valisinin adamlarıyla halk baskın yapıp onları öldürecek.
Kararlaştırdıkları gibi yapmışlar. Kaytanbıyık beş kardeşi kandırıp Sarıalan'a
indirmiş, yedirmiş, içirmiş. Gece yarısına doğru herkes uykuya dalınca
beş kardeşin silahlarını alarak baskıncıları çağırmış. Üçünü orada, ikisini
de kaçarken bir köyün yakınında kıstırıp öldürmüşler. Beşinin de sonradan
kellerini kesip Bolu valisine götürmüşler, bahşişlerini almışlar."
KARAŞAR
ZEYBEĞİNİN TÜRKÜSÜ
Zeybek misin
zeybek donu giyecek efem
Katil misin tatlı canı kıyacak
Cahil misin el sözüne uyacak efem
Koç gibi
meydanlarda dönenlerdeniz
Biz ahbap uğruna ölenlerdeniz.
Döküldü mü
maşrapamın kalayı efem
Bozuldu mu zeybeklerin alayı
Düşmanları öldürmenin kolayı efem
Yattım uykulardan
uyanamadım
Yağlı kamalara dayanamadım.
Alıverin
martinimi atayım efem
Atayım da Karaşar'ı katayım
Fırsat virin düşmanları haklayım efem
Koç gibi
meydanlarda dönenlerdeniz
Biz millet uğruna ölenlerdeniz.
Zeybeklerde
yaylalarda bastılar efem
Cepkenini çam dalına astılar efe
Beş kardaşı bir tahtada kestiler efem
Öldürün Hüseyin'i
kıymayın Ali'ye
Kelleleri bahşiş gitti valiye
Üseyinimin
de biber gibi benleri efem
Al kan oldu da cepkeninin yenleri
Şan verdi de bu diyarın efeleri efem
Öldürmen
Üseyin'i kıymayın Ali'ye
Kelleri bahşiş gitti valiye
Üzengim kırıldı
indim bağladım efem
Çektim martinimi kabzasından kavradım
Ben annemi nafile yere ağlattım efem.
Karaşar'da
köylülerimiz arasında düğünlerde, eğlencelerde oynanan oyunları iki grupta
toplanır. Bir grupta misket, hüdayda, yandım şeker gibi oyunlar yer alır.
Ankara çevresinde çok yaygındır. Bu oyunlar Karaşar'da da oynanır. İkinci
grupta yalnızca Karaşar'a özgü oyunlar yer alır. Bunlar; düz oyunlar ile
tık tıkı, hoplama ve hakması oyunlarıdır.
Düz Oyunları
Düz oyunlarının figürleri birbirine benzer. Ahengi farklı, ritmi yumuşaktır.
Oyun, belli bir ritmde başlar ve biter.
İki kişiyle oynanır. :
Ördek İsen
Göle Gel
Ördek isen göle gel
Şahin isen çöle gel
Bende gözün var ise
El ettiğim yere gel
Ördek göllerde
olur
Şahin çöllerde olur
Yari çirkin olanın
Gözü ellerde olur
Ördek gölde
süzülür
İnci boncuk dizilir
Geçme güzel kapımdan
Hastamız var üzülür
Kayadan indim
iniş
Mendilim dolu yemiş
Yare saldım yememiş
Kendisi gelsin demiş
Kaya dibi
gürgenlik
Böyle m'olur ergenlik
Pazardan basma aldım
İkimize yorganlık
Kaya dibi
suyumuş
Bizim kader buyumuş
Ellere yazı yazmış
Bize gelmiş uyumuş
Tıktıkı
Oyunu
Hareketli bir oyun olup, kadınlı-erkekli oynanır. İki kişi ile oynanır.
Evlerinin
Önü İğde
Evlerinin önü iğde
İğdenin dalları yerde
Benim sevdiceğim gelin
Alt tavanlı yüksek evde
Uyur musun
uyan Ali'm
Şaka m'eden nazlı yarim
Hep dostlarım düşman olmuş
Kendine güvenir misin yarim
Evlerinin
önü yonca
Yonca büyür dal boyunca
Anası kızından konca
Uyur musun
uyan Ali'm
Şaka m'eden nazlı yarim
Hep dostlarım düşman olmuş
Kendine güvenir misin yarim
Kayada duramazsın
Huriye'm
Saban tutturamazın Huriye'm
Elli kocaya varsan Huriye'm
Benden ayrılamazsın Huriye'm
Evlerinin
önü susam
Su bulsam mendilim yusam
Uyusam uyansam sarsam
Uyur musun
uyan Alim
Şaka m'eden nazlı yarim
Hep dostlarım düşman olmuş
Kendine güvenir misin yarim
Evlerinin
önü nane
Ben kül oldum yane yane
Alim deli ben divane
Uyur musun
uyan Alim
Şaka m'eden nazlı yarim
Hep dostlarım düşman olmuş
Kendine güvenir misin yarim
İşlik dışlık
dar geldi Huriyem
Hastalandı yar geldi Huriyem
Senin şeker yediğin Huriyem
Başım bela geldi Huriyem
Vurun Vurun
Vuralım
Vurun vurun vuralım
Tahtaları kıralım
Amcaların hep usta
Yeniden yaptıralım
Tencere içinde
pekmez
Bu pekmez bize yetmez
Karaşar'ın kızları
Davulsuz delin gitmez.
Hoplama
Oyunu
Çok hareketli bir oyundur. Genellikle kadınlar oynamasına karşın erkeklerde
oynamaktadır.
Meşeli Dağlar
Meşeli
Meşeli dağlar meşeli eşim aman aman
Kül oldum aşka da düşeli aman aman
Yar ilen mazmara gideli eşim aman aman
Olmalı yar
güzel olmalı aman aman
Bir güzel dengini bulmalı aman aman
Hamamın üçtür
kurnası eşim aman aman
Üçünde üç kız yunası aman aman
Üç kızın biri benim olası eşim aman aman
Olmalı yar
güzel olmalı aman aman
Bir güzel dengini bulmalı aman aman
Hakması Oyunu
Mevcut oyunlar içinde en hareketli olanıdır. Çoğunlukla kadınlar oynar.
Oyun 4 kişiliktir.
Hakması (düğün
semah ) Türküsü
Eğriova'dan Çüküren'e göçerler
Boz bulanık sularından içerler
İyiyi kötüyü burada seçerler
Günden ayaktan
indirdin beni
Dünyaya gelmediğe dönderdin beni
Bir yaşımda
elim erdi dişime
Üç yaşımda giderim kendi başıma
Girince de
on üç on dört yaşıma
Yirmisinde dere tepe yol olur
Otuzunda boz bulanık sel olur
Kırk yaşımda çevre yanım göl olur
Ellisinde yarı yaşı yitirdim
Altmışımda yolumu yolsuza düşürdüm
Sekseninde varacağım yazıldı
Doksanında gül rengim bozuldu
Yüz yaşımda kemiklerim süzüldü
TÜRKÜLER
Bizim
Yayla
Bizim yaylanın otu datlı olur
Sütü, yağı,, gaymağı datlı olur
Kız gelinden gıymetli olur
Kızlar gelir yaylamıza.
Bizim yayla
ne güzeldir
Dibinde güller döşeli
Eli top top menekşeli
Kızlar varır yaylamıza.
Bizim yaylamız
neşeli
Pınarları süt mayalı
Tepesinde gül dayalı
Kızlar gelir yaylamıza.
Ak
Koyun
Gel koyun başına püskül takayım
Kuzunun uğruna dağlar yakayım
Kuzunun yerine kuzu yakayım
Gel koyun meleme vazgeç kuzudan.
Meleyi meleyi
çıktım yurda
Yüzümü gözümü sürdüm otlara
Ana mı dayanır böyle dertlere
Gel koyun meleme vazgeç kuzudan.
|